volkan tokmak

Ordan, burdan, şurdan…

Archive for the ‘Sivas’ tag

Geçen 16 Senenin Ardından..

leave a comment

Dile kolay, 16 sene geçmiş üzerinden.. Faşist ve şeriat yanlısı, gözü dönmüş bir kalabalığın linç girişimi ile Sivas – Madımak Oteli’nde başlayan yangının ilk kıvılcımlarının atılması üzerinden.. Unutmamak, unutturmamak, eli ateş tutmuyor olsa da yangını körükleme görevini üstlenenleri tekrar tekrar hatırlamak için:

Temel Karamollaoğlu: Dönemin Sivas Belediye Başkanı.. bu olayla(!) anılmak istemeyen Sivas halkı tarafından bir sonraki seçimde Refah Partisi Milletvekili olarak seçilmiştir. Olayın(!) bir gün öncesi kaldırım döşeme(!) amacıyla madımak oteli önünden geçen yola taş getirmesi de ilginç bir rastlantı(!) olarak kayıtlara geçmiştir.

“”"…Valilik Refah Partili Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’ndan kitleyi yatıştıracak bir konuşma yapmasını istiyor. Ancak Temel Karamollaoğlu konuşmasına “Bir defa şöyle bir fatiha okuyalım. Sonra şunların ruhuna el fatiha diyelim” diye başlıyor. Güruh “Mücahit Temel” sloganları atıyor…”"”

Süleyman Demirel: Dönemin Cumhurbaşkanı. Olaylar başladığında “Halkla polisi karşı karşıya getirmeyin” talimatını vermiştir. Katliam’dan sonra yaptığı ilk açıklama ise: “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş… Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır… Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.” demiştir.

Tansu Çiller: Dönemin DYP – SHP hükümetinin başbakanıdır. Olaydan sonra yaptığı açıklamalar: “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir!.. Halktan kimsenin burnu kanamamıştır.” Bir başka açıklamasında ise: “Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi.” demiştir. (bazı kaynaklarda bu sözün sahibi olarak Dönemin ANAP Lideri *Mesut Yılmaz* gösterilmektedir.)

Mehmet Gazioğlu: Dönemin İçişleri bakanı. “Otel sahibi kundaklamıştır” gibi katliamın ardından yapılmış en ilginç açıklamalarından birinin altına adını yazdırmıştır.

Cafer Erçakmak: Dönemin RP Sivas İl Meclisi Üyesi. Katliam esnasında kurtarılan kişileri itfaiye merdivenlerinde tutup, linç edilmek üzere hedef göstermekle kayıtlara geçmiştir. İtfaiye arabasının üzerine çıkarak yangından kurtarılmakta olan Aziz Nesin’i azgın kalabalığa doğru iteklemeye çalışıp “O adamı kurtarmayın, o öldürülmeye müstahak adamdır.” demiştir.

Doğukan Öner: Dönemin emniyet müdürü. Olayların başında toplanan 500 kişilik grubun taş atmaya başlamasına karşın durumu raporlayan polislere “müdahale etmeyin” emri vermiştir. Çeşitli kaynaklara göre sivas katliamı’nda toplanan gerici-faşist gücün sayısı 20.000′i bulmaktaydı.

Erdal İnönü: Dönemin Başbakan Yardımcısı. Olaylar esnasında Otelde kalanlarla yaptığı telefon görüşmesinde “merak etmeyin, takviye kuvvet gelecek” şeklinde telkin etmiştir. Ne yazık ki bahsi geçen takviye kuvvet olay yerine bir türlü gelmemiştir.

Muhsin Yazıcıoğlu: Dönemin BBP Genel Başkanı’dır. Olaydan sonra “Bu olayın sorumluları Sivas’a gidip bu provokasyonu yapanlar, orada bu olaylara sebep olanlar ve başta hükümet olmak üzere, İçişleri Bakanı ve o dönemin Sivas Valisidir.” şeklinde yakanları değil yakılanları hedef alan bir açıklama yapmıştır. Maraş Katliamı’nda başrol oynadığı değişik kaynaklarda iddia edilen Muhsin Yazıcıoğlu’nun Sivas Katliamı’nda da başrol oynadığı iddia edilmektedir.

Madımak Oteli’nin yanında bulunan bina, BBP‘ye aittir. Olaylar esnasında otelden kaçıp yan binaya sığınmak isteyenlere karşı şiddet uygulanmış, kaçmamaları için çıkış yolları tutulmuştur.

Ahmet Yücetürk: Dönemin Sivas garnizon Komutanı. Yangının çıkmasından 8 saat öncesinde, valilik tarafından istenen takviye kuvvetlerinin madımak oteli’nin oldukça yakınında bulunan garnizondan olay yerine bir türlü ulaşamamasından(!) sorumlu kişi olarak kayıtlara geçmiştir.

Şevket Kazan: Katillerin avukatlığını yapmış, olayın sonrasında REFAHYOL koalisyonu bünyesinde Adalet Bakanlığı yapmış Refah Partisi Milletvekili. 20.000 kişi arasından seçilen 140 günah keçisinin avukatlığını üstlenmiş, adalet bakanlığı sırasında da kendi deyimiyle “arkadaş ziyareti” adı altında sivas katliamı sanıklarını ziyarete gidip, destek vermiştir.

Hürriyet Gazetesi: 20.000 kişinin 35 aydını diri diri yakması olayını “Sivas’ta Aziz Nesin isyanı” başlığıyla vermiştir.

Sivas Yerel Gazeteleri: Olayların arifesinde “Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar” gibi başlıklar atmışlardır. “cihad” çağrıları yapan gazetelerin yanı sıra, “Müslümanlar” imzalı kışkırtıcı bildirilerin Cuma namazı ve sonrasında dağıtıldığı gözlenmiştir.

Zaman Gazetesi: Sivas Katliamının üzerinden geçen 16 sene boyunca “katliam” kelimesini kullanmaktan itinayla kaçınmış, “sivas olayları” diye bahsetmekte ısrar etmiştir. İlginçtir, aynı gazete bir başka insanlık dışı olay olan “kanada’da fokların öldürülmesi” için katliam kelimesini kullanmakta hiç tereddüt etmemiştir. Son çıkan haberlerinde de Sivas Olayları’nın(!) Ergenekon terör örgütü ile bağlantısı olduğunu savunmakta ve kanıtlamaya çalışmaktadır.

Aziz Nesin’i Pir Sultan Abdal Etkinlikleri için yöreye davet eden ve dönemin Sivas Valiliğini yapan Ahmet Karabilgin:

Askere : Geç geldiler, seyrettiler
Polise : Sırtlarını sıvazladılar
İtfaiyeye: İsteksizdiler
İçişleri bakanına: İşine daldı
Belediye başkanına: Bakanı yanılttı

diyerek eleştirmiştir.

Konuyla ilgili bir çarpıcı röportaj da Devrim Sevimay’ın Serdar Doğan’la yaptığı, 30 Haziran tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan “Biz `öteki` olduğumuz için o günü yaşadık” başlıklı röportajdır. Şuradan röportajın geri kalanını okuyabilirsiniz:

Türkiye tarihinde periyodik aralıklarla yaşadığımız travmalardan biri Sivas Katliamı. Değişik zamanlarda, değişik şekillerde karşımıza çıkmakta bu gibi travmalar. “Bir daha olmaması için” diye ümit etmeyeceğim, çünkü tarih diyor ki biz unuttukça yenileriyle karşılaşıp, hatırlayacağız; belki de daha vahimleriyle karşı karşıya kalacağız. Ama bundan da vahimi, Sivas’ı unutmak, katliamla alay edercesine Madımak Oteli’nin yerine kebapçı açılmasına göz yummaktır.

Unutmamak, unutturmamak, “ıssızlığın ortasında” kimseyi bırakmamak dileğiyle..


Not: Yazıyı bir arkadaşımın facebook’ta paylaştığı notların arasında gördüm ve paylaşma gereği duydum.

Written by Volkan Tokmak

Temmuz 2nd, 2009 at 9:40 am

Sivas’ta Bir “Bağlama Festivali” Hayal Etmek!

leave a comment

Evet, yanlış okumadınız… Ozanlar diyarı Sivas’ta bir bağlama festivali hayal eden ve bunun nasıl gerçekleşmeyeceğini net bir şekilde açıklayan bir aydın. Sevgili Okan Murat ÖZTÜRK‘ten biraz önce aldığım bir elektronik postayı paylaşmak istedim. Yazıyı okuyunca Sivas’lı olduğundan utanıyor insan. Buyrun yorum sizin…

 SİVAS’TA BİR “BAĞLAMA FESTİVALİ” HAYAL ETMEK!

Okan Murat Öztürk
Sanatçı, Öğretim Görevlisi

Türkiye’de “iyi niyetle” bir şeyler yapmak mümkün müdür?

Türkiye’yi “idare eden kadro”lar bu ülkede, iyi-güzel ve doğrudan yana bir şeyler yaşanmasını/yapılmasını, “gerçekten” arzu ederler mi, ediyorlar mı?

Geçtiğimiz Haziran ayından itibaren neredeyse 4 ay boyunca Sivas’ta, uluslararası nitelikte ve Türkiye’de ilk kez yapılacak olan bir “bağlama festivali”nin hazırlık çalışmalarını, “festival sanat danışmanı” sıfatıyla, “gönüllü” olarak yürütmekteydim. Yola çıkışım, Cumhuriyet Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümü öğretim görevlilerinden Zekeriya Kaptan’ın Ankara’ya gelip, üniversite adına böyle bir festival düzenleme düşüncesiyle başlamıştı. Zekeriya Kaptan, buluştuğumuz kafede heyecan ve umutla bana, gerçekleşmesini çok arzu ettiği bağlama festivalinden söz ediyor, üniversite yönetiminin projeye olumlu yaklaştığını belirtiyor ve benden de bu projeye her anlamda “destek” vermemi istiyordu. Açıkçası yıllardır özlemini çektiğim böyle bir fikre, ben de çok sıcak baktım ve neler yapılabileceği üzerine düşünce ve önerilerimi sıraladım.

Önerilerim arasında, böyle bir etkinliğin Sivas’ta yalnızca üniversite bünyesinde değil, şehrin tümünü kucaklayacak bir şekilde düzenlenmesi geliyordu. Cumhuriyetin kuruluşunda 4 Eylül Kongres’iyle tarihimize çok önemli bir katkı sağlamış bulunan Sivas, 2 Temmuz olaylarıyla bambaşka bir konum kazanmıştı. O inanılmaz katliamda yitirilenler, aslında Türkiye’nin nasıl karanlık bir yolda ilerlediğini gösteren bir diğer kilometre taşı olmuştu. Belleklerimizde hala bütün sıcaklığıyla duran 2 Temmuz olaylarının, aslında cumhuriyete ve çağdaşlaşma idealine sahip hiç kimsenin asla unutmaması gereken bir utanç ve ibret vesilesi olduğu bir gerçektir. Her yıl o dehşet olayın unutulmaması için Madımak Oteli’nin bir müze haline getirilmesi adına yapılan eylemler, yaşadığı ülkeyi seven bir aydın olarak gerçekten yüreğimi burkmaktadır. Ama Sivas’a gidip de bugün hala o korkunç olayın yaşandığı otelin bırakın müze olmasını, altında bir “İskenderci”nin (!) bulunduğuna tanık olmak, insanı gerçekten dehşete düşürmekte, “mahalle baskısı” denilen sosyolojik olgunun nasıl “tehditkar” olabileceğine dair çok iyi bir örnek teşkil etmektedir.

Sonuçta ulusal sesimiz olan bağlamayla, tüm Türkiye için önemli bir sahiplenme ve barış mesajı olabilecek bu projeyi ben de destekledim ve konuyu valilikle görüşmek üzere, Sivas’a gittim. Amacımız, Sivas’ın kendisinin de artık bir “bilinç” noktasında olduğunu görebilmek ve böyle bir projenin yalnızca Sivas’a değil, tüm Türkiye’ye nasıl önemli mesajlar verebileceğinin bizzat Sivas’ın yerel yöneticileri tarafından anlaşılmasını sağlayabilmekti. Nitekim valilikte, vali yardımcısı ile yapmış olduğumuz ilk görüşme, İl Kültür Müdürü’nün “Türk Sazı Bağlama” vurgulamasının yarattığı anlamsız kompleks dışında, oldukça olumlu geçmiş ve hatta festival için hemen “hazırlıklara” da girişilmişti. Benim önermiş olduğum program, yalnızca konserlerden oluşmamaktaydı. İstiyordum ki bağlama için Türkiye’de ve yurt dışında araştırmalar yapan ve alanında otorite konumundaki akademisyenler ve araştırmacılar panellerde buluşsunlar, önemli icracılar “workshop” ve “masterclass”lar aracılığıyla, bağlamaya ilgi duyanlarla bir araya gelsinler. Bağlamayı aynı zamanda bilimsel yönüyle ele alabileceğimiz, tartışabileceğimiz ve bilgilenebileceğimiz bir ortam yaratabilelim. Bu amaçla Türkiye’nin önde gelen bilim adamları, akademisyenleri ve sanatçılarından oluşan son derece saygın ve birbirinden değerli isimleri, bu festival vesilesiyle bir araya gelsinler ve etkinliklere katılan herkes, hem orada bulunmanın hazzını yaşasın hem de Türkiye, Sivas’ın artık “başka” bir anlayışın eşiğinde olduğunu görme imkânına kavuşsun.

Bu ilk görüşmenin hemen ardından Vali Bey’in imzasıyla benim belirlemiş olduğum katılımcı ve davetli listesinde yer alan isimlerin tamamına, 23-25 Ekim tarihlerini kapsayacak 3 günlük bir festival davet yazısı gönderildi. Kimler yoktu ki bu listede: Prof. Dr. Yalçın Tura, Prof. Dr. Ertuğrul Bayraktar, Musa Eroğlu, Talip Özkan, Mehmet Erenler, Yavuz Top, Arif Sağ, İhsan Öztürk, Erkan Oğur, İsmail Demircioğlu, Bengi Bağlama Üçlüsü (Okan Murat Öztürk, Özay Önal, Erdem Şimşek), Cengiz Özkan, Erol Parlak, Çetin Akdeniz, Erdal Erzincan, Prof. Dr. Şehvar Beşiroğlu, Ersu Pekin, Fikret Karakaya, Oğuz Elbaş, Prof. Dr. Yetkin Özer, Prof. Dr. Cihat Can, Prof. Dr. Hakan Cevher, Prof. Dr. Ahmet Turanlı, Doç. Dr. Yavuz Daloğlu, Yard. Doç. Dr. Erdal Tuğcular, Yard. Doç Dr. Can Karahan, Dr. Ayhan Sarı, Yard. Doç. Dr. İ. Yavuz Yükselsin, Öğr. Gör. Savaş Ekici, Dr. Cenk Güray Türkiye’den katılanlar arasındaydılar. Yurt dışından ise Hans de Zeuuw (Hollanda), Mansur Bildik (Avusturya), Irene Markoff (Kanada), Jerome Cler (Fransa), Adil Arslan (Almanya) gibi isimlerin davet edilmeleri öngörülmüştü. Nitekim bu isimlerin büyükçe bir bölümünü ben bizzat arayarak, projeden ve projenin Türkiye’ye kazandırabileceklerinden detaylı bir şekilde söz etmiştim. Ne yalan söyleyeyim, görüştüğüm kişilerin birçoğu, projeden heyecan duyduklarını belirtmekle beraber, Sivas’a dair kaygılarını da dile getirmekten geri durmamışlardı. Ancak benim ısrarlı ve heyecanlı bir üslupla projeyi gerçek anlamda sahiplenen ve savunan tutumum karşısında da can-ı gönülden katılmayı kabul ettiler. Böylece Temmuz ve Ağustos ayları geçti. Eylül ayına gelindiğinde projeyle ilgili olarak yeniden bir toplantı yapma gereği hasıl olmuştu. Çünkü artık programın ve katılımcı listesinin kesinleştirilmesi ve tüm detayların bütçelendirilmesi gerekiyordu. Ancak bu aşamada, Cumhuriyet Üniversitesi’ne, diğer pek çok üniversitede olduğu gibi yeni bir rektör “atanmıştı”. Valilikte de, benim ilk görüşmeleri yapmış bulunduğum vali yardımcısı farklı bir görev bölgesine tayin olmuş, onun yerine de yeni bir vali yardımcısı atanmıştı. Böylece proje, gerçekleştirilmesine neredeyse bir ay kala, tam anlamıyla “sıfır” noktasına gelmişti. Yani her şeye yeniden başlamak gerekiyordu. Tüm bu olumsuzluklara rağmen ben, Vali Bey’in projenin arkasında durduğundan her anlamda emindim. Çünkü Sayın Vali, aynı zamanda bağlamayı çok seven ve projeye de başından beri çok olumlu bakan biriydi. Zaten başlangıçta yalnızca üniversite ile yapılması düşünülen bu festivalin organizasyonu, Vali Bey’in sahiplenmesiyle, Sivas Valiliği’nce üstlenilmiş durumdaydı artık…

İdealist insanlar kolay kolay umutsuzluğa kapılmazlar! Ben de bir idealist olarak, 11 ve 12 Eylül tarihlerinde (tarihlerin talihsizliği ortadayken!) Valilikte yapılan görüşme ve toplantılarda, projenin gerçekleştirilebilmesinin “zor”a girdiğine bizzat tanık oldum. Nitekim 12 Eylül günü Valilikte, Sayın Vali’nin başkanlığında gerçekleştirilen toplantı festivalin Sivas’ta yapılamayacağını anlamamı sağladı. Bu toplantıdan bir gün önce, yeni gelen Vali Yardımcısı ile birlikte, Sivas şehir merkezinde bulunan kültür merkezi ile üniversitedeki kültür merkezinde bulunan etkinlik mekânlarını gezmiş, programın detaylarını, mekansal ve teknik imkanlar anlamında yerinde incelemiştik. Bu olumlu hava içinde 12 Eylül’deki toplantıya girdiğimde ise, toplantıya katılanlar itibariyle bir şeylerin yolunda gitmeyeceğini/gidemeyeceğini bizzat görmüş bulundum. Toplantıya Vali Bey başkanlık ediyorlardı. Kültür-sanat konularıyla ilgilenen vali yardımcısı da toplantıda bulunmaktaydı. Toplantıya katılan diğer görevliler ise şunlardı: İl Genel Meclisi Üyesi, İl Kültür Müdürü, İl Milli Eğitim Müdürü, Belediyeyi temsilen bir yetkili, Üniversite rektör yardımcısı ve bir diğer üniversite yetkilisi, valilik festival organizasyonunda görevli çalışanlar, ben ve projenin fikir babalığını yapan Öğr. Gör. Zekeriya Kaptan ile Öğr. Gör. Duygu U. Yılmaz.

Vali Bey, toplantının açılışında aslında çok “geç kalınmış” bir konuşma yaparak, festivalin önemini katılımcılara açıklamaya çalıştı ve finansman bakımından organizasyon için ihtiyaç duyulan bütçeden söz ettiler. Hemen ardından da festivalin organizasyonuyla ilgili detaylar için bana söz verdiler. Ben, toplantıya katılanlara, festivalin hangi amaçla ve neden Sivas’ta yapılmasının düşünüldüğünü tüm boyutlarıyla anlattım. Karşımdaki yüzlerin hiçbirisinde, bizlerin yüzündeki heyecan ve sorumluluk duygusundan eser yoktu. Ben tam da o sırada anlamış bulundum, bu festivalin, “asla” Sivas’ta yapılamayacağını! Çünkü o toplantıda, Türkiye’nin gerçek anlamda “parçalanmış” yüzüyle “bir kez daha” karşılaşmış oldum. Türkiye’de birkaç idealist insan tümüyle yurtsever duygularla düşünce, proje üretirlerken, mevki-makam sahibi olan diğerleri, istiflerini bile bozma gereği duymuyorlardı. O muhteşem İl Kültür Müdürü olan zat, benim bütün söylediklerime sadece festivali izlemeye gelenlerin “slogan” atıp, “pankart açabilecekleri” ihtimalini ekleme gereği duymuştu! Onun için böyle bir etkinlik, Sivas’ta asla düzenlenmemeliydi. Bağlama sadece “aşıklar bayramı”nda “milli duyguları” canlandıracak tarzda Sivas’ta çalınabilirdi. Öyle uluslararası bağlama festivali, konserler, paneller, workshoplar, masterclasslar filan… Hiç gerek yoktu böyle şeylere…

Sonuçta ne mi oldu? Tabii ki “bütçe bulunamadığı” gerekçesiyle bağlama festivali, Vali Bey tarafından “iptal edildi”!

Ben hala kendi adıma inanmak istemiyorum ama Türkiye’yi her anlamda “yitirdiğimizi” düşünüyorum artık. Türkiye’nin şehirleri, birer birer cumhuriyet değerlendiren uzaklaşarak koyu bir gericiliğin uçurumuna yuvarlanıyor. Mustafa Kemal’in ileri görüşlülüğünden öylesine uzaktayız ki… Geçen her gün, tıpkı evrenin genişlemesi gibi, çağdaşlaşma idealinden biraz daha uzaklaştığımızı çok net görebiliyorum. Ama ne olursa olsun şu tarihsel gerçek de galiba değişmiyor: Milletler veya toplumlar, layık oldukları şekilde yönetiliyorlar!

Bu arada sizlere Sivas’la ilgili küçük bir not vermek isterim. Bağlama festivaline para bulamayan belediye, “halkı eğitmek için” Sivas’ın kaldırımlarına LCD televizyon ekranları döşemiş durumda! Yanlış okumuyorsunuz. Sivas’ın kaldırımlarında, LCD televizyonlar var!

Ne hoş bir “çağdaşlık” göstergesi değil mi?!

Tabii insan düşünmeden edemiyor: Hani derler ya “Ayranı yok içmeye…”

Sevgili Okan Murat ÖZTÜRK’ün yazdıklarına katılmamak elde değil. Eline, kalemine, yüreğine sağlık… Doğrular ancak bu kadar net yazılabilirdi.

Written by Volkan Tokmak

Ekim 8th, 2008 at 11:56 pm

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes