Archive for the 'Şarkı-Şiir' Category

Page 3 of 4

Gel…

Volkan KONAK – Mora Nene

Volkan KONAK’tan güzel bir parça…

Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kurmuşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Bahattin KARAKOÇ

Gülünün Solduğu Akşam…

Tam da günü yani
Baharın…zerdaliler çiçek açmış
Karıncalar tozlu yolarda
Alınlarında o ağır vebal
Çalışma tutkusu
Ekmek tutkusu
Emek tutkusu

Bütün ağırlığınca yaşam coşkuları içimizde
Zincirler
Ve prangaların
Ayaklarımızda
Ve kollarımızda bıraktığı sızılar

Ve yarım bağlanmış bir postal
Ve parkası direncimizin
Ve karlı yolları Gemereğin
Ve kara çocuk
Ve beyaz çocuk
Düşende yola
Dirençlerimiz, ayaklanır peşlerine
Gül peşinde
Akşam peşinde

Ve o gökyüzü
Ve yıldızlar
Karın üstünde parlayan yıldızlar
Ve son sigara içimlik yaşam
Dumanında arkadaş ağrısı
Ve özlemler
Ve hasretten bunalan prangalar
Ve bir ayrılık türküsü
Ve karanlığı yırtan çocuk gülüşü
Ve sonlanış…ama anam avradım olsun ki yeniden diriliş…

Sehpalar
Utanç sehpaları
Kanayan
Ağlayan
Utanan urganlar
Yüzsüz urganlar
Ve uçlarında ölüme meydan okuyanlar
Solan gül
Karanlığa dem tutan
Beyaz güvercin
Ve onların o sıvazlanan naraları
Ve tükeniş kimine göre
Kimine göre başlangıcı direncin
Ve yaralayan
Ve kanayan
Ve ağlatan
Ve iki ürkek göz
Ve dışarıda ve içerde
Ve yanı başlarında iki göz
Ve yürek yangını bir adam
Ve adam ki ne adam
Tarihe kafa tutan
Yazan
Ama onurlu yazan
Doğmamış çocuklara, yarınları yazan
Kanayan
Ağlayan…

Tam da o gün yani
Mayısın altısı
Mayısın güllerine
Kavuşabilmek adına
Yüreğimizden kazıyıp kendini
Çekip gitti…
Huzurlu… Onurlu…

Ama kanayan yüzünü
Ama yarasını gülünün
Bıraktıda gitti…
Ve kanattı bizi usta
Hemde, gülünün solduğu bu son akşamda…

Gitmek…

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız “kalk gidelim”,
öbür yanımız “otur” diyor.

“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira…
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz…
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler…
Bir çocuk daha doğurmalar…
Borçlara girmeler…
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben…
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki…
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

“Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif… Denk olsa.
Gün içinde mesela…
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma…
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun… İstemek de güzel.

Can YÜCEL

Daim Yusuf Orti (Benim Yusuf’um Oğlum)

Bir önceki yazımda Sonbahar filminin sonundaki insanın içini en derinlerinden sızlatan ağıttan bahsetmiştim. O ağıtın hem Hemşince hem Türkçe sözlerini ekşi sözlükten buldum. Ağıtı dinleyin siz de bana hak vereceksiniz…

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Hemşince:

aye aye orti…
da kezigi madağ ellim ori…
aye aye orti…

aşun ağavü dzermın eyev ta orti…
aye ayee orti..
dase dayi dzagin meçe orti…
menadzerta orti…
sirded petedzavta orti,
daim yusuf orti…

hokid dard unedi yu orti,
indzi aselçakkarçerta orti…

aye aye orti..
daim yusuf orti…

cermag cadgig u ergen kentit orti…
madağ ellim orti…
aye aye orti…
daim yusuf orti…

da kezi oma omar çkaar orti.
kidetita orti…
anu oma tdzerman
kenadzerta lernive orti…
aye aye orti…
daim yusuf orti…

Türkçe:

gel oğul gel.
sana kurban olayım oğul.
gel oğlum yusufum gel.

sonbahar geçti de, kış mı geldi oğul…
on yıl bir delikte kaldın da oğul,
yüreğin mi çürüdü oğul,
benim yusufum oğlum.

yüreğine kurban olayım oğul.
gel oğlum yusufum gel.

büyük derdin vardı da oğul,
bana söyleyemedin mi oğul,
gel oğlum yusufum gel
benim yusufum oğlum.

bembeyaz alnına ve uzun burnuna oğul
kurban olayım ben oğlum
gel oğlum yusufum gel.

senin için bahar olmadığını biliyordun da oğul
o yüzden mi kışın yaylaya çıktın oğul
gel oğlum yusufum gel
benim yusufum oğul.

Sevgi Kuşun Kanadında

ölüm denizin kıyısında anacığım
ölüm denizin kıyısında anacığım

ölüm göğün yüzünde
ölüm yerin dibinde
ölüm soluk alışımda
ölüm başucumda

sevgi gözümün kökünde yavrucağım
sevgi gözümün kökünde yavrucağım

sevgi kuşun kanadında
sevgi ne yerin dibinde
sevgi ne göğün yüzünde
sevgi başucumda

Hasret Gültekin’i sevgi ve saygıyla anarken Filistin’deki çocuklara kucak dolusu güvercinler yolluyorum…

masal

Yüzyıllar önce yüzyıl uyuyan bir prenses varmış ,bir büyücünün zulmünün esaretinde kimbilir belki olabilecek bir uyanışı beklemiş yüzyıl boyunca.

İşte o masal;

Her masalın ,her söylencenin uzun uykusunda bir uyanma vakti vardır.Ve o gelmeden girişilen her eylem bir serüven yalnızlığı olarak kalır.Öyle anılır.
Ve yüzyıl sonra vadesi erişip bir prens çıkmış ortaya.Masalın ve yüzyılın kendisine verdiği bu görevi seve seve üstlenmiş; zaten uyuyan güzel hakkında yüzyıldır söylenegelenlerin etkisinde daha onu görmeden deliler gibi tutulmuş ona.Kendisine verilmiş misyona mı,uyuyan güzele mi aşık olduğunu ayıredemeyecek kadar toymuş o zamanlar.Böylelikle hayranlığın ,sevginin,sevdanın,aşkın,cinselliğin ve beraberliğin bir kulak dolgunluğu olduğunu birkez daha görüyoruz “Bizim”sandığımız birçok duygunun,düşüncenin,değerin ve doğrunun içimize usul usul işlenmiş bir kulak dolgunluğu olduğunu…
Ve prens dudaklarında yüzyıldır beklettiği öpücüğüyle birlikte saraya doğru
yollandı.
Masalına kahraman olma zamanı gelmişti.

Prensesin odasına geldi.Prenses uykusunun içersinde batık bir gemi gibi gizemliydi.Uykusuyla bütünlenmiş güzelliğine,efsanesinin güzelleştirdiği yüzüne uzun uzun baktı Prens.Çok uzaktan ,çok uzaklardan,tam yüzyıl sonrasından baktı.
Sonra kararını verdi:
Aradan yüzyıl geçse de uyandırmayacaktı onu.
O gün gelse de.
Uyandırdığında bu sevdanın,bu büyünün,bu tılsımın bozulacağını biliyordu çünkü; bir bakış,birkaç söz,bir dokunuş herşeyi bozacaktı.Sevmek suskunluktu, sevmek kesin sessizlikti,sevmek uzaklıktı,sevmek dokunamamak,erişememek, sevişememekti.
Ya da yüzyıldır böyle öğretilmişti sevmek.

Gözlerini açar açmaz ,yüzyıldır gördüğü düşlerin anımsayamadıklarından ve o düşlerin tümünden,sızıya benzer bir duygu olacaktı kalakalmış olan. Biliyordu bu sızı hep olacaktı.Kaldı ki,o düşlerin tümüne eğemen olan ortak motifler,zaman zaman,yani yaşadıkça;yaşamını,ilişkilerini yoklayacaktı elbet. O düşlerin tümü anımsanmak içindi.Sonsuz bir anımsayıştı herşey;anımsayış ve unutuş.Ömrünün bundan sonrası düşlerinde gördüklerini yaşamakla geçecekti.İnsan uzun uykulardan sonra yalvaç bir yalnızlığa uyanıyor.

Aradan yüzyıl geçtikten sonra hiçbir uyanış mutlu olamaz.

Benim için artık çok geç kalmış bir sevgi bu,ben seversem yüzyıl öncesinin sevgisiyle seveceğim,o severse, beni üzerinden yüzyıl geçmiş bir sevgiyle sevecek.Aramızda kaç takvimin uzaklığı duruyor.Bir öpücük,yalnızca bir öpücük bu uzaklığı kapatmaya yeter mi?
Sevgi,
Zehirli bir düşün,büyülü sözcüğü…
Öte yandan sevmek göze almaktı,sonuna dek gitmekti,gidebilmek yürekliliğiydi. Biliyordu prenses uykusundan uyandığında,ya da uyanır uyanmaz onu eskisi kadar sevmeyecekti.Çünkü sevmek sessiz ve tek başına birşeydi.Sevmek yalnızlıktır.Onu eskisi kadar sevemeyeceğinden korkuyordu.Onu uyandırmaktan korkuyordu.
Eskisi kadar sevemeyecekti,belki de hiç sevemeyecekti.Çünkü arada o orman, o karanlık,o geçit vermez,o giz olmayacaktı artık.İşte odasında duruyordu.
Duman inceliğinde bir boşluk dolanıyordu yüreğinde.

Arada ne ormanın, ne de yüzyılın karanlığı olmadan onu nasıl sevebilirdi?Bu kadar büyük sorumluluğu yüklenebilirmiydi?Sevmenin zahmetini,birlikte omuzlanacak olan zahmeti yüklenebilirmiydi?

Paylaşmaya,tartışmaya,özveriye,anlayışa gereksinen iki kişilik ilişkiyi
göğüsleyebilir,götürebilirmiydi?
Sevmek imkansızlıktı.

Kendimizde beslediğimiz,kendimizde büyüttüğümüz,kendimizde saklı duran bir şeydir sevmek.O hep bizdedir,bizledir,usul usul biriktiririz onu,içimizde yığılı durur.Ve günün birinde ansızın karşımıza biri çıktığında sanırız ki içimizden boşalıveren bütün bu duyguları o taşımıştır bize.

Sevmek,kendi kendimizi büyülemektir; kendi kendimize yaptığımız büyü.
Oysa yeniden başlayacaktır arayışlar,pişmanlıklar,yanılgılar.Herşey “tamamlanmak” içindir.Çoğu kez ölümün tamamlayıcı ellerine dek aynı umut, aynı arayış,aynı çırpınış ve aynı perişanlıkla sürükleniriz.
Gözümüz arkada kalmıştır.

Ansızın anladı ki uyuyan güzelin kendisini değil,masalını seviyordu Prens.

Masalın bittiği yerde hayat başlar.

(Murathan Mungan)

Döneceksin diye söz ver

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Güneşin ufka değdiği yer
Oraya git ama yine gel
Döneceksin diye söz ver

Böylesi hepsinden güzel
Git özlet kendini yine gel
Döneceksin diye söz ver

Dinle, uzaktan
Çalan şarkı hicazdan
Yaktık seninle biz
Bir yangını yeni baştan

Dinle uzaktan
Küllerin arasından
Madem herşey biter
Yine başlar yeni baştan

Bana ne olur ellerini ver
Gideceksin ama yine gel
Döneceksin diye söz ver

Güneşin ufka değdiği yerlere gidip dönmemek istedim her zaman. Kimselere söz vermedim geri dönmek için. Buralardan çekip gitmek isteyen biri için yeterince hüzünlü bi şarkı sanırım, insanın içinde gitme isteği ne kadar ağır olsa da biri size bu şarkıyı söylese gitmekten vazgeçer miydiniz? Yoksa hıçkıra hıçkıra da olsa çeker gider miydiniz? Gitmekle kalmak arasında verilmesi gereken bi karar varsa insanın aklına şu soru geliyor: Gitmek mi daha zor yoksa kalmak mı? Giden mi haklıdır her zaman? Yoksa kalan mı?
Gitmek zor gelse de bazen çekip gitmeli sakinlemeli bir kıyıda, kimselere dönmek için söz vermeden…

Duymak istiyorum…

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Renksiz hayaller dolu, dökülen gözyaşlarım
Ezikliği kalbimde, yaşanmış tüm aşkların     
Tüm acı anıları, bana bırakıp gitme
Beni bana ver artık, peşinden sürükleme

Duymak istiyorum, duymak istiyorum    
Kalbimde ruhunu, duymak istiyorum
Görmek istiyorum, görmek istiyorum
Gözünde gözünü, görmek istiyorum

İncitme kalbimi, bırakıp gitme
Sana kendimi verdim, beni yok etme
Ne olur suskun durma, birşeyler söyle
Karanlığın içinde kaybolma öyle
    
Duyabilsem kalbini, okuyabilsem seni   
Sessiz feryatlarını, acı ağıtlarını
Tüm haykırışlarını, hissetmek istiyorum  
Sana yaklaşıp sende, ölmek istiyorum