Archive for the 'Şarkı-Şiir' Category

Page 2 of 4

Sürgün

kendine sürgün
bir garip kişiyim;
sabah akşam imza veren.
bilmemem gereken
şeyler öğrendim;
taraf tutmaz
tanrı bilirim
kaybetmekten
korktuğu için.

sorular sordum
sormamam gereken.
kendime bir
kefen biçtim
kendi tenimden.
sınırlarımı aşmak
yasaktır bana.
yoksul yüreğim
en kuytu kahvem.

acıya tezhibim,
hüzne redif.
yalnızlığın gözlerine
sürme çeken
öyle biriyim ki;
geceleri uykusuz
kuyuları dinleyen.
adım büyücüye
çıktı bu yüzden.

kendine sürgün
bir garip kişiyim;
kutsallığı zincir gibi
parmağında çeviren.
umudu depremden,
aşkı külden
bekleyen benim
aranızda
yerim yok zaten.

heybesinde yılan
işaretleri,
baldıran zehiri
yüzüğünün içinde
ve yanında
kav taşıyan ben;
tekinsizim size göre
ibret için
yakılması gereken.

merhabam kalmadı
kimseyle.
haç çıkardım
namaza dururken.
herkes tanır beni
alnımdaki döğmelerden.
inançsızım, dinsizim
yeminle yalan
ikiz kardeşken.

kendine sürgün
bir garip kişiyim;
bulanık sularda
yüzünü ararken sevda,
bir tutam saç derisiyle
uçuşurken rüzgarda.
her şey ne kadar
kendisidir düşünün
hızla kokuşurken dünya!

rıh dökülürken
kan damlalarına,
cesetler gördüm
irmak boylarında
çalıların arasında.
faili meçhul
cinayetler bilen
çaresiz bir adamım
adını bile kekeleyen.

bilmemem gereken
şeyler öğrendim.
sorular sordum
sormamam gereken.
gördüm apaçık
görmemem gerekeni.
söylenmezi söyledim.
suçum büyük
ve taammüden.

Metin Altıok

Değil

Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Değiştim,
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil!
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
Sorun değil!

Elbet alışırım,
Biraz alıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Alıştım,
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
Bir yanım bırak diyor bir yanım –ma,
Kesin değil!

Henüz tanıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
Ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda…
Bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
Samimi değil!

Bir hayli kırıldım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
Gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım…
Maziye hiç değil, an’a kırgınım.
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
Beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına…
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa,
İyi değil!

Galiba yoruldum,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Kendime kalbimi kanıtlamaktan,
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum

Can Yücel

Galiba ben de yoruldum…

Aşk üstüne…

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan “Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?” diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, “Ama senin için şunu yaptım” derken o, “şunu yapmadın” diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. “Peki o ne yaptı” deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. “Acılara tutunarak” yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki…. Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası….

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…

NAZIM HİKMET

Anladım…

bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
kendimi bulduğumda anladım.
herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım..
bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil..
bildiklerini bana neden anlatmadığını,anladım..
yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış,
aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
neden hiç ağlamadığını anladım…
ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım…
bir insanı herhangi biri kırabilir,
ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
çok acıttığında anladım…
fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım…
yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
yüreğini elime koyduğunda anladım…
“sana ihtiyacım var, gel !” diyebilmekmiş güçlü olmak,
sana “git” dediğimde anladım…
biri sana “git” dediğinde, “kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,
git dediklerinde gittiğimde anladım…
sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım…
özür dilemek değil, “affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
gerçekten pişman olduğumda anladım…
ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
yüreğimde sevgi bulduğumda anladım…
ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım…
‘sevgi emekmiş’,
emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…

can yücel

Can babayı bu güzel şiiriyle bir kez daha anmak istedim. Sen ne büyük bi üstadmışsın be baba, şiirlerin sanki bizleri anlatıyor.

Yar Seni Sevduğumi

Facebook’ta bir grupta görmüştüm bu videoyu, Fatih REYHAN adlı biri söylüyormuş. Youtube’dan(eğer hala giremiyorsanız başbakana sorun o bile giriyor) diğer videolarına da baktım gerçekten başarılı bir arkadaş. Şarkılarını ve söyleme tarzını beğendim. Karadeniz’den gerçekten güzel işler yapanlar çıkıyor.  Diğer videolarını da yakın zamanda buradan paylaşırım.

Zamana bırakmak değil, zamanla bırakmamak…

Karşımdasın işte…
Ban bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil yüreğinde sağlam sevdiğim
Kalbime gömdüm sözlerimi ceset torbası oldu yüreğim
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım an işte
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan
Bitti artık hepsi…
Köşeme çekildim
Hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine:
Geride kalan ardından bakar gidenlerin
Bir meltem olacak rüzgârım dahi kalmadı benim
Dağlara çarptım her esişimde
Yollara küfrettim her gidişinde
Demiştim sana hatırlarsan:
Önemli olan zamana bırakmak değil, zamanla bırakmamaktır.
Şimdi bana geçen o zamanın unutulmaz sancısı kalır
Gittiğim eğer bensem söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben,
Ben yine bende bittim…

Nazım Hikmet

Doğa İçin Çal – Divane Aşık Gibi

Eğer şarkıyı dinlediyseniz şimdi de nedir bu doğa için çal onun hakkında bilgi verelim. Aşağıdaki yazıyı aynen kendi web sitelerinden kopyaladım ve buraya koydum neymiş bu doğa için çal hep beraber öğrenelim:

Doğa İçin Çal, bir agaclar.net projesidir.

Dünya’nın hali ortada. Yerküresiyle, atmosferiyle tehlike sinyalleri verip duruyor.

Küresel iklim değişikliği bir dert; seller, taşkınlar, buzulların erimesi, kıyıların denizler tarafından yutulması ihtimali, kuraklık…

Beslenme başka bir dert; besin bulanlar için GDO’lu ürünler, denetimsiz tarımsal ilaçlama, sakıncalı katkı maddeleri… Bulamayanların sorunu karmaşık değil: Sadece açlık! Enerji savaşları, temiz su savaşları… Yani gidişat iyi değil.

En güçlü ya da yoksul olanların büyük çoğunluğu, kendi küçük ya da büyük çıkarını esas alarak, kendini dünyanın merkezine koyarak yaşıyor. Herkesin mazareti var!

Çok şey sadece günü kurtarmaya yönelik.. Doğayı yok sayarak yapılan her şey, geleceğimizi biraz daha belirsizleştiriyor. Komik olan, korunmak doğanın umurunda bile değil. O nasıl olsa, öyle ya da böyle var olacak… Vay bizim halimize…

İklim değişiklikleri, seller, taşkınlar, bunlar dünya kabuk bağladığından bu yana hep var ama son yüz yılın grafikleri öncekilerle benzerlik göstermiyor, kendi elimizle yaptıklarımızın, bu kötü gidişe direkt etkisi var. Önceleri düşe kalka yaşıyorduk, artık kıçımızın üstünde hızla kaymaya başladık. İşin bilimiyle uğraşan herkes bu konuda hem fikir. Çevreci hareketler, bu gidişi durdurulması gerektiğini herkese anlatmaya çalışıyor.

Agaclar.net olarak başından beri işin neresinden tutacağımıza bakıp durduk. Yaptığımız her şeyde bu amacın izi var. Daha neler yapabiliriz?

Doğa sorunlarının evrenselliği, doğanın insanlara mekan ve kaynak oluşuyla, müziğin evrenselliği ve insanların ortak dili oluşu arasındaki bağ, projenin çıkış noktası oldu.

Müzik; yaygın, eneji dolu, durdurup kendini dinleten ya da arka plana geçip çaktırmadan varolan…
Seçtiğimiz parça: “Divane Aşık Gibi” Bilmeyen yok, sevmeyen yok…

Dünyanın çivisini çıkaranlar kadar, bunu seyretmekle yetinenler de benzer biçimde sorumluysa, çözümler bulmak ve uygulamak zorundaysak, her vesile ile hatırlamalı, hatırlatmalıyız…. Hem değişim gerektiğini bilip, hem “Şöyle yap, böyle yap” laflarını dinlemediğimize göre, “ne yapmalıyım” diye düşünmek gerektiğini her dinlediğinde hatırlatan bir müzik işe yarar mı? En azından konunun farkında olanlar için, arka planda fazladan bir vicdan azabı durumu yaratır mı?

“Birlikten kuvvet doğar” mı? Tek tek düşündüğümüz, anlatmaya çalıştıklarımız, hep birlikte, bir ucundan tutarak ortaya konduğunda verdiği enerji artar mı?

Agaclar.net’ten Fırat Çavaş, doğdukları iller farklı, yaşadıkları mekanlar farklı, zevkleri, yaşama bakış açıları farklı 45 müzisyeni, varolan gerçekleri bir kez daha hatırlatmak için bir araya getirdi: Doğa için çal!

“Divane Aşık Gibi” yollarda dolaşmaktan başka, hem mecazda hem de fikirde “Sen yağmur ol, ben bulut, Maçka’da buluşalım” diyoruz.

Yeni başladık, devam edeceğiz…

Sizi de bekleriz!

Haydi hep beraber doğa için çalalım, söyleyelim…

Odam kireç tutmuyor

odam kireçtir benim
yüzüm güleçtir benim
soyun da gir koynuma
tenim ilaçtır benim

odam kireç tutmuyor
kumunu karmayınca
sevda baştan gitmiyor
sarılıp yatmayınca

baba ben dervişmiyem
hırkamı giymişmiyem
ben sevdim eller aldı
baba ben ölmüşmüyem

Bu türküyü Sadık Gürbüz’den dinlemek gereklidir, insanı kendinden alıp uzaklara götürüyor. Hatta şu an dinlerken tüylerim diken diken oldu bile. Bu aralar nedendir bilmiyorum ama bi Sadık Gürbüz dinleme hastalığına tutuldum, sesinin yüreğime dokunmasından olsa gerek…

Gel…

Volkan KONAK – Mora Nene

Volkan KONAK’tan güzel bir parça…